30 Nisan 2017, 05:16
  •  DAİŞ belgelerinde Türkiye izleri
    İstanbul'da bir kadın cinayeti daha
     Hükümet eğitimde 'ideolojik temizlik' yapmak istiyor!
    Brüksel'de daha büyük bir saldırı planlanıyordu!
    Bu haber 24 Şubat 2015, Salı 10:37 tarihinde eklendi.
    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

    MUSTAFA KARASU: DEMOKRATİK SİYASET, İNKARCILIĞIN KALKTIĞI YERDE OLUR

    Türkiye'de demokrasi ve demokratik siyaset konusu tartışılıyor. Türk devleti sürekli Türkiye'de demokrasiden söz ediyor ama ne içeride ne dışarıda siyasi çevreler ve toplum Türkiye'de demokrasi olduğunu kabul ediyor.

    Demokratik siyaset esas olarak demokratik olan ülkelerde var olur. Demokratik olmayan ülkelerde ise demokrasi mücadelesi verilerek demokratik siyasetin hakim olduğu ve sorunların demokratik siyasetle çözüldüğü demokratik bir ülke yaratmak hedeflenir. 
     
    Türkiye'de demokrasi ve demokratik siyaset nedir, bu nasıl gerçekleşir, bunları gerçekten irdelemek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kürtlere, sosyalistlere ve İslamcı kesimlere karşı sürekli bir baskı uygulanmıştır. Bu üç kesim içinde en fazla baskıyı ise Kürtler ve sosyalistler görmüştür. İslamcı kesimlerin bir kısmı baskı görürken, diğer taraftan diyanetle İslam dini devletin hizmetine koşulmaya çalışılmıştır. 
     
    Türkiye Cumhuriyeti'nin bu politikalarına karşı en fazla da yine Kürtler ve sosyalistler direnmiştir. 
     
    Şu anda Türkiye'de İslam maskeli bir hükümet bulunmaktadır. AKP iktidarı ilk yıllarda  klasik iktidar bloklarıyla karşı karşıya geldi. Aslında 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesi İslamcı kesimleri sistem içileştirme çabaları gösterdi. Ancak hem Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi siyasal mücadeleyi keskinleştirdiği için, hem de İslami kesimle Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı şiddetli bir mücadeleyi sürdürmeyecekleri ve teşhir olacakları için İslamcı kesimlerin sistem içine alınmasında bir gecikme yaşandı. 
     
    Ancak Önder Apo yakalanıp PKK tasfiye olduğu düşünüldüğünden 2002 yılında AKP iktidarının önü açıldı. 1 Haziran 2004 yılında gerilla hamlesi gelişince AKP iktidarı çok zor duruma düştü. İktidara geldiği süreç Kürt Özgürlük Hareketi'nin tasfiye olduğu düşünüldüğü süreç olduğundan 2007 yılına kadar hem devleti hem de demokrasi güçlerini oyalama politikasını izledi.
     
    2007 yılında AKP ile Genelkurmay anlaştı; AKP Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı mücadele edecek ve kültürel soykırımı ortadan kaldıracak adımlar atmayacaktı. Bu temelde Kürt karşıtı olmak kaydıyla İslamcı kesimler sistem içine alınacaktı. 
     
    Nitekim 2007 yılından bu yana AKP hükümeti Kürtlere karşı hem psikolojik savaşı hem de asker ve polis saldırılarını arttırmıştır.
     
    Şimdi bu AKP Kürt Özgürlük Hareketi'ne "Silah bırakılsın, demokratik siyaset yapılsın" diyor. Kendisi Kürtleri yalnızlaştırmak ve Kürtleri bastırmak için sistem içine alınmış ya, Kürtlerin de kendi kültürü ve kimliğiyle siyaset yapıp haklarını savunabileceğini söylüyor. Bir taraftan demokratik siyaset yapılması çağrısında bulunurken, diğer taraftan sabah akşam "kimlik siyaseti yapmaya karşıyız" vaazı veriyor. Hala Kürtlerin varlığı anayasal ve yasal güvenceye kavuşmamışken demokrasiden ve demokratik siyasetten söz edilebiliyor. 
     
    AKP'liler ''Gelin Meclis'e 20-30 milletvekiliyle katılın, milletvekili olmanın nimetlerinden yararlanın'' diyor. Kürtlerin varlığını kabul etmeyen Meclis'e gelin demokrasicilik oyunu oynayın diyor.
     
    Dolayısıyla Türkiye'de demokrasiyi 20-30 milletvekilinin koltuklarda oturması olarak gören bir özel savaş demokrasisi anlayışı vardır. 
     
    Nitekim Kürtler biraz örgütlenip siyaset alanında etkili olmaya başlayınca hemen binlerce siyasetçiyi zindana atarak siyasi soykırım yapmaktadırlar. 
     
    (Dolayısıyla) Kürtlere "Gelin demokratik siyaset yapın" demek, Kürtlerle dalga geçmektir. 
     
    Türkiye farklı kimlik ve kültürlerin varlığını kabul eden bir ülke değildir. Kürtlerin varlık-yokluk sorunu vardır. Varlık-yokluk sorunu olan bir halk hakkında karar verme kimsenin insafına bırakılamaz.
     
    Eğer demokrasi ve demokratik siyasetin varlığından söz edilmek isteniyorsa Kürtlerin hakları tanınsın ve Kürt sorunu çözülsün. Yoksa demokrasi anlayışı milletvekili sayısıyla sınırlı olanların insafına sığınılamaz.
     
    Demokratik siyasetten söz etmek Kürtleri yok sayan sistemi meşrulaştırmaktır. Hiç kimse mevcut inkarcı sistemi meşru kılamaz. İnkarcılığın kaldırıldığı da yalandır. Hala anayasa ve yasalarda Kürtlerin varlığını kabul eden tek bir cümle yoktur. Kürt kökenli vatandaşlar vardır; eskiden olduğu gibi tek tek Kürtler vardır. hala Kürt İdris vardır, Kürt Hasan vardır ama bir toplum olarak Kürtler ve hakları yoktur. 
     
    İnkar, ancak Kürtler bir toplum olarak anayasa ve yasalarda tanınır, toplumsal hakları kabul edilirse kaldırılmış olur. Yoksa Kürt var demek ama gereklerini yapmamak Kürtlüğü yok etmenin yeni bir yöntemi olmaktan başka bir anlam taşımaz. Nitekim Kürtler şimdi de Kürtlükten söz edilerek ama hakları tanınmayarak yok edilmek istenmektedir. Eski ile yeni inkarcılık arasındaki fark budur.
     


    Okunma: 262
    Yazdır Paylaş
    ETİKETLER :
    Diğer Haberler


    PageRank Checker